18 Ağustos 2009

Boris Vian

Godot’u bekleyecek vakti yoktu onun. Bir an önce her şeye dokunmalı, yapabileceği her şeyi yapmalıydı. Tek bir çerçevenin içine yerleştirmedi hayatını. Farklı kimlikler, farklı isimler edindi kendine. Herkes için bir başkasıydı aslında. Kimi için romancı, kimi için şair, kimi için müzisyen ( trompetçi) oyuncu, oyun yazarı, kabare şarkıcısı, çevirmen… Godot’u bekleyecek vakti yoktu onun. Erken öleceğini biliyordu. Küçükken öğrenmişti kalp yetmezliği olduğunu.

Kendi sonu hakkında yanılmadı Boris Vian. 39 yaşındaydı öldüğünde. 23 Haziran 1959′da Sinema Marbeuf’da “Mezarlarınıza Tüküreceğim” adlı romanından çekilen filmin galasında kalp krizi geçirdi ve sonrasında kaldırıldığı hastanede yaşama veda etti.

Hayatının son sahnesini kendi yazdığı bir sahneyi izlerken yaşadı Boris Vian. Tam 50 yıl önce bir yaz günüydü…

26 Haziran 2009

Lu li lu lay lu li lu lay

1-Sessinde haşhaş ve büyü.
Yararlı bir melek besler gibidir şarkılarında.
Takvimler on iki yıl diyor ama
Biraz önce ölmüş gibidir aslında.

2–17 Kasım 1966’da ünlü müzisyen Tim Buckley ve Mary Guibert’in evlilik dışı çocuğu olarak Anaheim, Kaliforniya’da dünyaya gelir Jeff. Evini terk edip giden babasına benzetilmekten hiç hoşlanmadı ama babası gibi bir müzisyendi ve babası gibi babası gibi genç öldü o da.

3- Büyükannesinin dolabında bulduğu gitarı çalmaya başladığında henüz 5 yaşındaydı. Led Zeppelin, Jimi Hendrix, Pink Floyd’u dinleyerek büyüdü.

4- Nusrat Fateh Ali Khan onun Elvis'iydi. Edith Piaf'a âşık olmamak için hasta ruhlu olmak gerektiğini düşünüyordu.

5- Özelliklerimiz aynı olabilir ama dışavurumum babamınkinden çok farklı. O adamla ilgili her şeyi başkalarından öğrendim. Babamın benim üzerimdeki etkisi, yokluğu. Beni annem büyüttü," diyordu. 1991’de babası Tim Buckley’i anmak için düzenlenen konserde sahneye çıktı ve Babasının oğlu Jeff ve onun annesi için yazdığı “I Never Asked To Be Your Mountain” parçasını, Gary Lucas’la birlikte çaldı. Son olarak “Once I Was”ı akustik olarak çalan Buckley, parçanın ardından o an içinden gelen bir cappella son ekledi. Jeff ve son parçadaki enstrümansız söylediği kısımla ilgili:

Benim işim değildi, benim hayatım değildi. Ama cenazesinde olamamak beni üzdü, ona hiçbir şey söyleyememiş olmak. Bu konseri ona olan saygımı sunabilmek için yaptım, demişti.

6- ilk ve tek stüdyo albümü "Grace" 1994'te çıktı. Kendi albümü için, terkedilmiş bir zavallıyı anlatıyor dese de, Gary Lucas farklı düşünüyordu: "Her an daha fazla insanın Grace ile temas kurmasını isterim. Bu albümdeki şarkılar insanın önünü aydınlatan fenerler gibi, kılavuzlar gibi..."

7- İlk albümünden sonra çıktığı Dünya turunu 2 yıldan fazla sürdürdü. Bir gezgin gibi dolaşıp durdu. Caferlerde ve yerel yerlerde çalmaktan hep hoşlandı.

Kısa süre önce hayatımda bir cafeye gidip, basitçe ne yapıyorsam onu yaptığım, müzik yaptığım, kendi müziğimi çalarak öğrendiğim ve benim için ne anlam ifade ettiğini keşfettiğim, beni tanımayan, ne yaptığımı bilmeyen seyirciyi, sıkarken ya da eğlendirirken zevk aldığım bir dönem vardı. Bu durumda kaybetmenin, riskin ve başarmanın değerli ve değiştirilemez lüksüne sahibim. Bu tür şeyleri, bu çalışma formunu bir araya getirmek için gerçekten çok uğraştım. Sevdim ve sonra ortadan kaybolduğunda onu kaybettim. Tek yaptığım bunu geri istemek. demişti.

8- Daha önce Edith Piaf, Leonardo Cohen, joan Baez gibi müzisyenlere verilmiş olan Academie Charles Cros ödülü'nü aldığında 19 yaşındaydı.

9- Yaşasaydı pek çok şarkısı daha olacaktı onun. Ama geride bıraktığı bir avuç şarkıyla kendi rüzgârını en sert biçimde esirmeyi başardı.

10- Çocukluk arkadaşları onun için her an yok olacakmış gibi bir hali olduğunu düşünüyordu. Öyle de oldu; 29 Mayıs 1997 akşamı, şarkılar söyleyerek Mississippi Nehri’ne girdi ve dalgaların arasında kaybolup gitti. 4 Haziran günü, vücudu Beale Caddesi’nin kıyılarına vurduğunda artık şarkı söylemiyordu Jeff. Susmuştu. Sesi Mississippi Nehri’nde kaldı

11- Tabutunun bir çivisi hep eksik olacak.

12- Lu li lu lay lu li lu lay





( Dream Brother )
Hayali Kardeşim

Orada ikizinin yanında uyuyan bir çocuk var.
Fotoğraflar telaşlı rüzgârın içinde çıldırıyorlar.
Ayak dirediği bu siyah melek
Açılmış siyah tüylü kanatlarıyla onları izliyor.
Açıkça onun teniyle kaybettiğin aşk
Karamela saçlarında rüzgârla birlikte özgür.
Yeşil gözleri
Ellerindeki başıyla ve senin bir başkasının dudaklarındaki öpücüğünle
elvedalar üfledi..
Hayali kardeşim senin gözyaşlarınla dünyanın etrafında darmadağın.


Beni bu denli yaşlandıran o kişi gibi olma.
İsmini arkada bırakıp giden o kişi gibi olma.
Çünkü onlar seni bekliyorlar tıpkı benim beklediğim gibi.
Ve kimse asla gelmez.
Korkmuş hissediyorum ve ismini çağırıyorum
Sesini ve çılgın dansını seviyorum
Sözlerini duyuyorum ve acını biliyorum
Başın ellerinin içinde ve öpücüğü bir başkasının dudaklarında
Karaya oturmuş gözlerin
Ve etrafında durmadan dönen dünya
Aşıp giden okyanusla
Kumsalın içinde uykuda…

Çeviren: Burçin Ayebe


Haziran 2009 /Futuristika.com


22 Şubat 2009

Kamuoyuna


Geçenlerde yine seni gördüm gazetelerde, anketlerde, reklâmlarda dizilerde, bir sokakta, bir ganyan bayiinin önünde, bir eşcinselin iki ten arasında sıkışmışlığında, bir katilin rahatlığında. Sakın alınma ama seni gördüğümde ilkin tanıyamadım kamuoyu. Ne çok değişmişsin öyle! Daha bir muhafazakâr olmuşsun, daha bir dindar. Epey de kilo almışsın. Boyun da % 47 uzamış.

Sevgili kamuoyu, kızmazsan sana bir şey soracağım. Sen ki her şeye muktedirsin, her şey bilirsin. Sen ki dürüst, ilim irfan sahibi, ara sıra idealist, yer yer Kemalistsin. Sen ki Tüksün doğrusun çalışkanısın. Akşamları başını yastığa koyduğuna faili meçhul cinayetleri hiç düşünüyor musun kamuoyu? Sokakta yürürken serseri bir kurşunun beynine saplanacağı korkusuna hiç kapıldın mı? Neden kendi haklarına sahip çıktığın kadar başkasının haklarına sahip çıkmıyorsun? Küçükken oynadığın oyunlarda neden bazı çocukları oyuna almadın; neden bir kenarda oturup seni izlemesine izin verdin onların. Neden ayrıksı bir dal gibi yapayalnız büyümelerine izin verdin? Onunla da ip atlasaydın, yakar top oynasaydın ya! Sonra neden dayak yediğin çocukları dövesi için hep ağabeyini çağırdın kamuoyu? Hülya Avşar’a gösterdiğin ilginin birazını da sokak çocuklarına gösterseydin olmaz mıydı?

Sahi ne olacak bu memleketin hali kamuoyu? Sen ne düşünüyorsun bu görsel şiir hakkında? Nazım Hikmet in yeni şiiri bulunmuş okudun mu? Mehmet H. Doğan ölmüş duydun mu?

Biliyor musun kamuoyu, bazen seni hiç anlamıyorum. Hem farklı görünmeye çabalıyorsun hem de senden farklı olanı yadırgıyorsun. Sence de bu bir çelişki değil mi? Hem kültürel zenginlik diyorsun hem de farklı kültürleri dışlıyorsun Sözlerime sakın darılma kamuoyu ama dost acı söyler. Kamuoyu! Kamuoyu ama sen beni hiç dinlemiyorsun! Varsa yoksa yarışmalar, diziler... Kamuoyu! Kamuoyu! Ben kime diyorum ama!

14 Şubat 2009

Hayret

Bu o,
Çocukluğum
Mor dalgınlığından belli
Hala bir sanı gibi duruyor aynada
Hayret! Hiç bulamamış kendini

Ah nasılda ağlardı çoğul
Gece yarıları uyanıp uyanıp
Durmadan bir yalnızlığa soyutlardı kalbini
Acısını usta bir şair sanıp

Bu o,
Çocukluğum
Dilsiz sevişlerinden belli
Hala bir leke gibi sokakta
Hayret! Hiç öldürmemiş kendini

06 Şubat 2009

İpek mendil

Kalbim
Kusursuz bir yara gibi
Hangi aşka saklasam
Belli eder kendini

Bana küller biriktirir durmadan
Gökyüzünden kesip sakladığım bulutlar
Sular ki çirkin der bana
Bir türlü hatırlamaz çocukluğumu
Kucağında uyuduğum ağaçlar

Anladım yalnızlıktır
Ellerim bu gizli öznesi
Ben böyle ölür giderim artık
İpek bir mendil
Yere düşer gibi


Varlık dergisi-Haziran 2007